KADIN VE ÇOCUK HAKLARI KOMİSYONU BASIN AÇIKLAMASI
Tarih: 7.12.2018| Okunma Sayısı: 267

5 KASIM "KADINA YÖNELİK ŞİDDETİN ORTADAN KALDIRILMASI İÇİN ULUSLARARASI MÜCADELE GÜNÜ"
BASIN AÇIKLAMASI

Kadına yönelik şiddet bir insan hakkı ihlalidir. Şiddet “kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfi engellenmesini de içeren, toplumsal, kurumsal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya her türlü tutum ve davranıştır”. Günümüzde yalnızca kadın olmaları nedeniyle cinsiyete dayalı ayrımcılığa uğrayan, şiddete maruz kalan kadın sayısının giderek arttığını görmekteyiz. Yapılan tüm eğitim, bilinçlendirme çalışmalarına ve yasal düzenlemelere rağmen kadınların temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edilmesi engellenememektedir.

Kadınlar hukuki, ekonomik, sosyal ve siyasi alanda eşit bir biçimde yer alamamakta, yaşam hakları ihlal edilmekte, geliri eşit paylaşamamakta, savaş ve yoksulluktan en fazla etkilenen kesim olmakta, toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle mücadele etmektedir.

Ülkemizde her üç kadından birisi fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik şiddete maruz kalmakta, her yıl artan oranda yüzlerce kadın öldürülmektedir. Dünya Ekonomik Formu’nun 2017 yılı Küresel Cinsiyet Uçurumu raporuna göre ülkemiz cinsiyet eşitliği sıralamasında 144 ülke arasında 130. Sırada yer almaktadır. Kadınlarımız istihdam alanlarından çekilmekte; sosyal güvenceden yoksun bir şekilde zor çalışma koşullarında çalışmaya zorlanmaktadır. Kadınların siyasete katılma, karar mekanizmalarında yer alma oranları olması gereken düzeyde değildir.

Yasalar yönünden güçlü bir mücadele zemini olmasına rağmen kadının insan hakları ihlalinin artmasının nedeni mücadelenin samimi bir şekilde yapılmaması, toplumsal zihniyet dönüşümünün sağlanmamış olmasıdır. Bir yandan yasaları çözüme odaklı değiştirirken, diğer yandan kadınlara karşı kullanılan dilin siyasi amaçlı olarak kadın haklarına aykırı olması toplumsal zihniyet değişikliğini engellemektedir. Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için devletin çok yönlü, bütüncül politikalar üretmesi yanında bu mücadelenin toplumsal düzeyde ortak, etkin ve kararlı bir şekilde yürütülmesi gerekmektedir. Kadınlara yönelik şiddeti doğuran ve bunu sistematik hale getiren tutum ve davranışları ortadan kaldırmak için bireylerin ve toplumun kadına bakış açısını değiştirecek zihniyet dönüşümü yaratacak politikaların ortaya koyulması ve samimi bir şekilde ısrarla uygulanması zorunludur.

Kadın kazanımlarını hukuken ortadan kaldıracak yasal düzenlemelerin yapılmaya çalışılması, laik ve bilimsel eğitimden uzaklaşılması, Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı kurumlarda üniversitelerde ve kamu-kurum ve kuruluşlarında kullanılan dil ve açıklamalar kadın mücadelesini olumsuz etkilemekte, kadının insan haklarının ihlalinin artmasına yol açmaktadır. İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayan bir ülke olmamıza rağmen, aile hukuku ve kadına karşı şiddet alanında uzlaşma ve arabuluculuk uygulamasının düşünülmesi, nafaka konusunda yapılmak istenilen değişiklik sözleşme hükümlerinin ihlali olacağı için kabul edilemez. Eğitim müfredatına toplumsal cinsiyet dersinin eklenmemesi, kadına ve çocuğa yönelik davalarda Barolarımızın katılma taleplerinin kabul edilmemesi, yargılamalar sırasında kadınların ikincil mağduriyetlerine yol açılması gibi bir dizi sorun kadına yönelik şiddetle mücadele etkinliğini azaltmaktadır.

Devlet ve Siyasi iktidarlar, kadına yönelik şiddet ve ayrımcılığın önlenmesi için gerekli yasal düzenlemeleri yapmak, tedbirleri almak, toplumsal zihniyetin dönüşümünü sağlayacak politikalar üretmek ve bunun ödünsüz uygulaması için çalışmak, bu alanda faaliyet gösteren Barolarımız ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği yapmak durumundadır.

Türkiye Barolar Birliği Kadın Hukuku Komisyonu ve Baroların Kadın Hukuku Komisyonu/ Merkezleri olarak; dün olduğu gibi bugün de; kadınların Cumhuriyetle elde ettiği kazanımlara aykırılık oluşturacak yasal değişikliklerin karşısında olmaya devam ederek; kadınların insan haklarının ihlallerine yol açan her türlü davranışa, tutuma karşı, kadına yönelik şiddet ve ayrımcılığın ortadan kaldırılması mücadelemizi etkin ve kararlı bir şekilde sürdüreceğimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz.

KÜTAHYA BAROSU KADIN VE ÇOCUK HAKLARI KOMİSYONU

 

 

 

KÜTAHYA BAROSU KADIN VE ÇOCUK HAKLARI KOMİSYONU’NUN

5 ARALIK KADIN HAKLARI GÜNÜNE İLİŞKİN
BASIN AÇIKLAMASI

Bilindiği üzere her yıl 5 Aralık 1934 tarihi “Kadınlara Milletvekili Seçme ve Seçilme Hakkı” veren yasanın kabulü neticesi ile “Kadın Hakları Günü” olarak kutlanmaktadır.
Mustafa Kemal Atatürk küllerinden doğan genç Cumhuriyeti kurduğu andan itibaren Türk toplumunu yüceltmek, gelenekçi tutumu ortadan kaldırarak yenileşmek ve gelişmek için Türk kadının, Türk erkeğinin ardında değil, eşit bir şekilde yanında varolabilmesi için uğraş vermiş, bu eşitliğin de Türk kadının eğitimden yoksun bırakılmaması sayesinde olacağını bildiği için 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitimi merkezileştirmiştir.
Atatürk yeni neslin yetişmesi ve eğitiminde birincil rol oynayan Türk toplumunun temeli kabul ettiği aileye ve ailenin de direği olarak gördüğü Türk kadınına çok büyük önem vermiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında özellikle hukuk alanında kadınlara geniş haklar tanınmıştır. Atatürk, 1923 yılında "...şuna inanmak lazımdır ki dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir" ya da ''...toplumun başarısızlığının asıl sebebi kadınlara karşı olan bilgisizlikten ileri gelir, bir toplumun bir organı faaliyette iken diğer bir organı işlemez ise o toplum felç olur" derken Türk Kadınının cumhuriyetin kurulmasında üstlendiği rolün, ilerlemesinde de yadsınamaz olduğunu dile getirmiş ve bu düşüncesini uygulamaya da yansıtmak için vakit kaybetmeden çalışmalarına devam etmiştir. Bu amaçla;
Sırasıyla 1930 yılından itibaren çıkarılan bir dizi yasa ile önce Belediye seçimlerine katılma, sonra köylerde muhtar olma ihtiyar meclislerine seçilme hakkı Türk Kadınına tanınmıştır. Bu aşamadan sonra ise gerekli yasal değişiklikler 1934 yılında Başbakan İsmet İnönü ve 191 milletvekilinin sunduğu Anayasa ve Seçim Kanunu’nda değişiklik yapılmasını öngören yasa teklifi ile; 317 üyeli meclisin 258’inin oylamaya katılımı ve oylamaya katılan milletvekillerinin tamamının oyu ile 5 Aralık 1934 yılında yasalaşmış ve Türk Kadını Fransa, İtalya, Hırvatistan, Slovenya’dan 11, Romanya’dan 12, Bulgaristan’dan 13, Belçika’dan 14, Yunanistan’dan 15, İsviçre’den ise 36 yıl önce seçme ve seçilme hakkına sahip olmuştur. 
Kadınların ilk kez oy kullandığı ve aday olabildiği TBMM V. Dönem seçimleri 8 Şubat 1935’te yapılmış, 17 kadın milletvekili ilk kez TBMM’ye girmiş ve ara seçimlerde bu sayı 18’e ulaşmıştır. Böylece kadınlar TBMM'deki tüm milletvekillerinin (400) yüzde 4,5'ini oluşturmuş ve bu oran Cumhuriyet tarihinde kadınların TBMM'de en yüksek temsil oranlarından birisi olmuştur.
Bu sebeple şimdi biz KADINLAR; bu cennet vatanı bizlere vatan yapan, başta Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşları olmak üzere bu topraklarda emeği olan gelmiş geçmiş tüm şehit ve gazilerimizin hakkını vermek için, bilimden sanata, sanattan siyasete tüm konularda aktif yer alarak bize verilen bu haklara sahip çıkmak zorundayız.
Maalesef hala Türk Kadını olmasını istediğimiz yerde olmasa da; önümüze konulan tüm engelleri ancak ve ancak eğitim ile yıkabileceğimizin farkında olmakla, istediğimiz hedefe ve gerçek anlamda eşitliğe ulaşmak için elimizden gelenin hep daha fazlasını yapacağımıza ilk önce kendimize söz vermeli ve verdiğimiz sözün de arkasında durmalıyız.
Bilmeliyiz ki eğer bizler güçlü, dayanışmacı ve üretken olursak TÜRKİYE GELİŞİR!
BİR KADIN GELİŞİR, ÖĞRENİR İSE BİR TOPLUM GELİŞİR!

Kütahya Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu olarak bizler; gelişmenin temelinde her daim KADINLARIMIZIN OLDUĞUNUN BİLİNCİ İLE HAREKET ETTİĞİMİZİ bildirir, 5 Aralık Kadın Hakları Günümüzü umutla ve mutlulukla kutlarız.

Saygılarımızla…

Kütahya Barosu
Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu

 

 

 

 

 

8 MART “DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ” 

BASIN AÇIKLAMASI

            ZAMAN; CUMHURİYET DEVRİMLERİ VE KADININ İNSAN HAKLARI KAZANIMLARINA SIKI SIKI SARILMA ZAMANIDIR.

 

            Türkiye Barolar Birliği Kadın Hukuku Komisyonu olarak tüm kadınlarımızı 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde; kazanılmış haklarımıza sahip çıkmaya; taleplerimizi ısrarla takip etmeye çağırıyoruz.8 Mart, tüm dünyada emekçi kadınların; kendilerini ailede, toplumda, siyasal, sosyal ve ekonomik alanlarda eşit birey olarak görmeyen çağdışı zihniyetlere omuz omuza mücadele içinde karşı çıktığı, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için gereken kültürel, eğitimsel ve yasal çalışmaların yapılması taleplerini dile getirdiği mücadele ve dayanışma günüdür.Dünyada şiddetin, yoksulluğun ve eşitsizliğin artmasına neden olan sistemi sorgulamadan ve değiştirmeden, kadına yönelik ayrımcılığın ve kadın sorunlarının ortadan kalkmasının mümkün olmadığı bilincindeyiz.Bu nedenle insanları yoksulluğa iten, eşitsizliğe ve şiddete yol açan bu sömürü düzenin de değişmesi, kadın sorunlarına çözüm için önemli bir aşama olacaktır.Nüfusumuzun yarısını oluşturan kadınlarımız ne yazık ki aynı oranda eğitim, istihdam olanaklarına sahip olmamakta; yönetim mekanizmalarında, siyasal yaşamda ve karar alma organlarında temsil edilmemektedirler.Buna; aile içinden başlayarak, toplumun her alanında var olan cinsiyet ayrımcılığı ve cinsiyet eşitsizliğine yol açan politikalar neden olmaktadır.Tarihsel, kültürel, dinsel bir takım gerekçelerle kadınlarımız; eğitimden, iş hayatından, toplum yaşantısından ve birey olmaktan alıkonulmaktadır. Kadının birey olmasını engelleyecek, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine yol açacak politikalara karşı çıkmak hepimizin öncelikli görevidir. Ülkemizde; Toplumsal cinsiyet eşitliği her alanda var olmaya devam ederken; kadına ve çocuklara yönelik şiddet ve cinsel istismarlar sistematik olarak artarken; kadına  - çocuğa karşı şiddetin önlenmesindeki etkisini çok önemli bulduğumuz 6284 Sayılı Yasanın, İstanbul Sözleşmesi’nin ve nafakanın kaldırılmasına yönelik yasal değişikliklere gidilme taleplerinin yoğunlaşmasını endişeyle izlemekteyiz.Hak savunucusu olarak bizler yasalarımızın uygulanması noktasındaki eksikliklerin giderilmesini talep ederken; siyasal zeminin uygun olduğu düşüncesi ile organize edilen hareketlerin ve oluşan baskıların yasa yapıcılar üzerinde etki sağlamaması gerektiğini önemle ifade ediyoruz. Kadına yönelik şiddet ve istismarın artmasında bu yasal düzenlemelerin hiçbir olumsuz etkisi yoktur. Tam tersi yasal düzenlemelere rağmen, uygulamaya geçirilmeyen toplumsal değişim politikalarının; eğitim müfredatındaki toplumsal cinsiyet rollerindeki eşitsizliklerin, dini referanslarla kanuni düzenlemeler yapılması çalışmalarının, 12 yıllık kesintisiz zorunlu eğitimden vazgeçilmesinin, kadına yönelik haberlerde medyanın kullandığı eril dilin, kadının asıl görevinin annelik olduğu, yerinin ev olduğu ve sadece aile içinde yer alması gerektiği yönündeki dilin ve baskının, aile kavramı kullanılarak kadının kimliğinin annelik ve aile içinde tanımlanması çabalarının, kadına karşı şiddeti ve kadın sorunlarını arttırdığı ortadadır.Uzun mücadeleler sonucunda edinilen kadın kazanımlarının ve kadın haklarının geriye götürülmeye çalışılması karşısında sessiz kalmamız mümkün değildir. Bu nedenle son aylarda tartışmaya açılan nafaka, 6284 sayılı Yasa ve İstanbul Sözleşmesi konularında geri adıma yol açacak yasal düzenlemeler yapılmamalıdır. Kadına yönelik şiddete ve Aile Mahkemelerinin görevli olduğu alanlarda ve davalarda arabuluculuk ve uzlaştırma yöntemleri kabul edilmemelidir.Politik, medyatik ve dini alanlarda kullanılan dilin erilleşmesinin önü kesilmelidir. Kadınlara siyasal, sosyal ve ekonomik alanda yer açacak şekilde toplumsal cinsiyet eşitliği politikaları derhal uygulamaya geçilmelidir. Kadınlara toplumsal hayatın dışına iten cinsiyetçi ve ayrımcı politikalardan ve uygulamalardan vazgeçilmelidir. Kadını sadece ailenin parçası olarak gören politik, kültürel anlayış değiştirilmeli, kadının eşit ve özgür birey olarak yetiştirilmesine ve kabul edilmesine yol açacak politikalar uygulanmalıdır. Bizler, Türkiye Barolar Birliği Kadın Hukuku Komisyonu (TÜBAKKOM) üyeleri olarak; kadının insan haklarını ihlal eden, toplumsal cinsiyet ayrımına yol açan, kadının her alanda eşit temsilini engelleyen, kadına fırsat eşitliği sağlamayan her türlü girişime, zihniyete karşı çıktığımızı, Cumhuriyet devrimlerinin kazanımlarından ödün verilmeyeceğini belirterek; kadına karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kalktığı, kadının eşit ve özgür bir birey olarak var olduğu bir Türkiye ve Dünya için mücadelemizi ve dayanışmamızı sürdüreceğimizi, kadın haklarımızın teminatı olan laik Cumhuriyetimize ve Atatürk devrimlerine bağlılığımızı bir kez daha kamuoyuyla saygılarımızla paylaşıyoruz.

Kütahya Kadın Ve Çocuk Hakları Komisyonu 

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK ve ÇOCUK BAYRAMI

Basın Açıklaması

 

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin resmi bayramlarından biri olmakla; Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal Atatürk tarafından dünya çocuklarına armağan edilmiştir. Bu itibarla dünyada çocuklara bayram armağan edilen tek ülke TÜRKİYE CUMHURİYETİDİR.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Atamızın, ülkemizin geleceğinin çocuklarımızın nitelikli ve özverili yetiştirilmesine bağlı olduğunu göstermesi açısından büyük öneme sahiptir.

Aslında Çocuk Bayramı savaş sırasında yetim ve öksüz kalan yoksul çocukların bir bahar şenliği ortamında sevindirmek amacını taşımaktaydı. Bu amaçla Dünya Çocuklarına armağan edilen bu bayram, her yıl ülkemizde tüm dünyadan çocukları ağırladığımız; çocuklarımızın din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin bir arada eğlendiği, projeler ürettiği ve bu bağlamda biz yetişkinlere tüm dünya vatandaşlarının barış içinde nasıl yaşamaları gerektiğini hatırlattıkları bir gün olma özelliği taşımaktadır.

 

Ülkemizde hala eşit olarak eğitim, barınma, sağlık ve yaşama haklarından faydalanamayan çocuklarımız olduğu gerçeğinin altını çizerek söylemek istediğimiz bir husus vardır; o da dünya üzerinde yaşayan her bir bireyin, ayırt etmeksizin tüm çocuklara “kendi çocuğuymuş gibi” bakmadığı, özen göstermediği ve sahip çıkmadığı sürece medeniyet adına bir arpa boyu yol alamayacak olmamız gerçeğidir.

 

Unutulmamalıdır ki; çocuk hangi dinden, hangi ülkeden olursa olsun çocuktur. Hakları vardır ve bu haklar uluslararası sözleşmeler, anayasa ve kanunlarla koruma altına alınmıştır.

 

Yetişkinler olarak bizlerin üzerine düşen ise ÜLKEMİZİN GELECEĞİ OLAN ÇOCUKLARIMIZIN HER ANLAMDA EŞİT MUAMELEYE TABİ OLMALARINI SAĞLAMAKTIR. Sosyal devlet anlayışının bir gereği olarak bu sorumluluk, tüm makam, mevkii ve kuruluşların yanında tek tek her bir vatandaşımızın omuzları üzerinde olmak zorundadır.

 

Kütahya Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu olarak biz avukatlar; çocukların haklarına eşit şartlarda ulaşması ve haklarının korunması açısından her daim yanlarında olduğumuzu belirtir, ancak ve ancak çocuklarımızın yüreğine dokunabilirsek daha aydınlık yarınlara ulaşabileceğimiz gerçeğini özümsediğimizi Sayın Kamuoyunun bilgisine sunarız.

Bu vesile ile 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızı kutlar; çocuklarımız için savaş, açlık, korku, eşitsizlik ve daha sayamayacağımız her türlü olumsuzluktan uzak bir gelecek temennilerimizi yineleriz.

 

Saygılarımızla…

 

                        Kütahya Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu

Adına Komisyon Başkanı

 

Av.Arb.Buket GÜNGÖR

 

MESLEKTAŞIMIZ AV. MÜZEYYEN BOYLU’ NUN ÖLDÜRÜLMESİNE İLİŞKİN BASIN AÇIKLAMASI

“KRAL ÇIPLAKTIR”

Meslektaşımız Av. Müzeyyen BOYLU’ nun öldürülmesi “KADIN CİNAYETİ” dir. Kadına karşı şiddetin önlenmesi için her zaman fedakârca çalışan kadın Avukatlar olarak; bu kez kadın cinayeti nedeniyle bir meslektaşımızı yitirmenin çok büyük üzüntüsü içindeyiz.
Eğitimli kişiler arasında yaşanan bir boşanma davasının bile kadın cinayetiyle sonuçlanması; ülkemizde kadın şiddetinin geldiği durum açısından vahim ve ürkütücüdür. Bu cinayet bize kadına karşı toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin, ayrımcılığın geldiği noktayı acı bir şekilde göstermektedir. Konu “KADIN” olduğunda sosyal, ekonomik ve eğitim farkının olmadığını görmek son derece rahatsız edici bir durumdur. Bu cinayet bize “KRAL ÇIPLAKTIR” demektedir. Son yıllarda kadınlara yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artması sistemde birçok yanlışın olduğunu bize göstermektedir. Yetkililerin şiddetle mücadelede başarı gösteremediği bir sonuç olarak karşımızdadır. Sistemin kadını korumadığı, önleyici ve koruyucu tedbirlerin etkisiz olduğu bir gerçektir. 
Özellikle son zamanlarda boşanma davalarının ve nafaka taleplerinin kadına karşı şiddeti arttırdığı yönünde kamuoyunda yaratılan algı kadına karşı şiddetin artmasına yol açmıştır. Bu tehlikeli durumun derhal sonlandırılması için yetkilileri göreve davet ediyoruz. Kadın şiddetini artıran nedenler boşanma davalarının açılması veya nafaka talepleri değildir. Kadına karşı şiddeti artıran nedenlerin başında toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmaması ve kadını özgür bir birey olarak değerlendirmeyip onu aile içerisinde sadece bir eş, bir anne, bir kardeş rolü ile sınırlı olarak gören ve göstermeye çalışan zihniyet gelmektedir. 
Bu nedenle yetkililerin samimi ve ciddi bir şekilde; kadına bakış açıcını değiştirmek için toplumsal zihniyet dönüşümünü sağlayacak çalışmalar yapması zorunluluğunu bir kez daha önemle ifade ediyoruz. 
Meslektaşımız Av. Müzeyyen BOYLU’ nun öldürülmesini kınıyor, ailesine; başta Diyarbakır Barosu olmak üzere tüm meslektaşlarımıza başsağlığı diliyor, davanın takipçisi olacağımızı beyan ediyoruz. 
Kütahya Barosu olarak dün olduğu gibi bugün de kadının insan haklarının sağlanması için mücadelemizi fedakârca sürdüreceğimizi ve kamuoyuyla paylaşıyoruz.

Kütahya Barosu Kadın Ve Çocuk Hakları Komisyonu Başkanı
Av. Arb. Buket GÜNGÖR

 


22.05.2019
AV. AHMET ATAM
BARO BAŞKANI

BARO LEVHASI


© Web sitesi hizmeti Türkiye Barolar Birliği tarafından verilmektedir.