BAŞKANIMIZ AV. AHMET ATAM'IN 5 NİSAN AVUKATLAR GÜNÜ KONUŞMASI
Tarih: 8.04.2019| Okunma Sayısı: 79

Değerli konuklar öncelikle katılımınızdan dolayı şahsım ve Baro Yönetim Kurulumuz adına hepinize teşekkür ediyorum.

Kütahya Barosu olarak bu 5 Nisan’ın; bizler için ayrı bir anlam ve önemi de var. Zira; bu yıl baromuzun 90. kuruluş yı ldönümü, bu vesileyle Kütahya Barosu’nu varlıkları ve emekleriyle 90. yılına taşıyan ve aramızdan ayrılan tüm meslektaşlarımı şükranla ve rahmetle anıyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.

Avukatlık mesleği; insanın özgür olmak ve eşit yaşamak arzusu, eşitsizliğe, haksızlığa, adaletsizliğe, statükoya başkaldırışı ve isyanı ile, hakkı olanı elde etmek için ihtiyaç duyduğu yardım ve gereksinim karşısında doğmuştur.

Bu anlam da 5 NİSAN’lar, dünyanın en kadim ve saygın mesleklerinden biri olan savunmanın ve savunmanın çatı örgütü olan baroların mesleki sorunlarının, siyasal ve toplumsal meselelerin tartışıldığı gün olmasının yanı sıra, mesleğin ve toplumun sorunlarıyla ilgili olarak görüş ve düşüncelerini kamuoyuyla paylaştıkları gün olmasıyla da ayrı bir anlam taşımaktadır. Bir başka deyişle, bugün aynı zamanda savunmanın hukuk adına dertleşme, çözüm üretme, kendini ifade etme ve nefes alma günüdür.

5 Nisan Avukatlar günü nedeniyle 5. kez bu kürsüden siz değerli konuklarımıza hitap ediyorum. Önceki yıllarda yaptığım konuşmalarıma şöyle bir göz attığımda,

Sadece mesleğimizle ilgili olmak üzere; Hukuk fakültesi sayılarının fazlalığı ve bir standardın sağlanamaması, neticede mesleki yeterliliğin düşmesi, ciddi bir hukuk eğitimi reformunun halen yapılmaması, avukatlıkta staja ve mesleğe kabul aşamalarının, başarı değerlendirmelerinin yapıldığı bir sınav sisteminin hala getirilmemiş olması, yetersiz imkanlarla açılan ve giderek çoğalan hukuk fakültelerine bir sınırlama getirilmeyişi, hukuk fakültesi mezunlarının kolayca avukat olabilmesi, CMK atamalarında ve hatta adli yardım atamalarında dahi KDV oranının hala % 18 düzeyinde tutulması, avukatlara yeşil pasaport hakkının bir türlü verilmemesi, görevimiz nedeniyle birçok ölüm vakasıyla sonuçlanan fazlaca şiddet olayıyla karşılaşmamıza rağmen, sağlık çalışanlarında olduğu gibi yasal bir düzenlemenin getirilemeyişi, İlimizde hemen hemen tüm kamu binalarının yenisi yapılırken; Adliyemizin fiziki durumunun yetersizliği. Yeni adliye binasının yapım işinin maalesef yılan hikayesine dönmesi, her yıl başında yeni adliye binamızın temel atma törenini beklerken, ne yazık ki, yatırım planına dahi alınamaması vb. bir çok sorunu dillendirdiğimi gördüm.

Ve Nazım Hikmet'in şu dizeleri geldi aklıma;

Biliyorum benden önce söylenmiş bütün bunlar

Benden sonra da söylenecek

Benden önce duyulmuş bu keder

Benden sonra da duyulacak diyordu Şair.

Evet; bugün aynı zamanda savunmanın dertleşme, çözüm üretme, kendini ifade etme ve nefes alma günüdür demiştim. Bu sınırlı sürede bunlara bir kez daha değinmek kaçınılmaz bir durum oluyor haliyle.

Avukatların yeri geldiğinde serbest meslek, yeri geldiğinde kamu görevlisi olarak kabul edildiği, ama kamu adına verilen bu yetkileri kullanmaya gelince birçok engelle karşılaştığı, gece vakti göreve gönderilen Avukata yol ücretinin dahi çok görüldüğü, dosya inceleme yetkilerinin törpülendiği, gerek Uyap üzerinden ve gerekse fiziki olarak çeşitli gerekçelerle savunmayı temsil eden avukatların dosyaya ulaşma ve inceleme imkanlarının kısıtlandığı, kanuni bir takım güvenceleri olmasına rağmen bu güvenceler yok sayılarak rahat bir şekilde soruşturma ve kovuşturmaya maruz kaldıkları ve bu kapsamda zaman zaman tutuklandıkları, üstlendikleri davalarda müvekkil ile özdeşleştirildiği ve bazen bu özdeşleştirme ile ilgili yaptırımlara konu oldukları, her gün adliyede görev ifa etmelerine ve baroların, adliyenin idari düzenine ilişkin bir takım kararları uygulayan birim olmasına rağmen, kendilerini ilgilendiren hususlar için Adalet Komisyonlarında bulunmadıkları bir sistemde savunmaya gerekli önemin verildiği söylenemez.
Tüm bürokratik konuşmalarda sav, savunma ve karar mekanizmalarının yargının üç ana unsuru olduğu vurgulaması yapılırken, pratikte ise savunma ayağı sürekli örselenmektedir. Ancak şu unutulmamalıdır ki; odağında bağımsız savunma olmayan hiçbir yargı sistemi adil olma iddiasında olamaz. Hukuk devletinin, adalete olan güvenin ve toplumsal barışın sağlanması ancak, savunma mesleğinin gücü ve bağımsızlığıyla orantılıdır. Bizler mesleğimizi icra ederken hiç kimseye bağımlı olmadık, olmayacağız da. Bağımsızlığımızın tek sınırı, her daim kanunlar ve adalet duygusu oldu. Biz hukuk devleti ve adalet adına mücadele eden avukatlar, hukukun üstünlüğünü hakkıyla gerçekleştirip hayata geçirmek ve savunucusu olmak için yemin ettik.
Yargısal faaliyetin olmazsa olmaz unsuru olmasına rağmen, savunmanın hala Anayasa’nın 3. bölümündeki yargı başlığı altında kendisine yer bulamamış olması, meseleye gerekli ciddiyetle yaklaşılmadığının yansımalarından biridir. Yine bu sebepledir ki; Avukatlık Kanunu’nun 2. maddesinde (Değişik ikinci fıkra: 2/5/2001 - 4667/2 md.) “Yargı organları, emniyet makamları, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüsleri, özel ve kamuya ait bankalar, noterler, sigorta şirketleri ve vakıflar avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmak zorundadır.” Şeklinde düzenlenen hüküm yasalaşmasından bu yana 18 sene geçmesine rağmen hala işletilememektedir. Yasada zikredilen kamu kurumları bu düzenlemeyi yok saymaya devam etmekte, yönerge ve yönetmeliklerini yasanın bu hükmünün üzerinde görmektedirler. 
Baroların ve Türkiye Barolar Birliği’nin hukuk fakültesi sayısı ile ilgili hazırladıkları raporlar ve bu raporlara yansıyan endişeler göz ardı edilmemelidir. Daha 20 yıl öncesinde sayıları 15‘i geçmeyen hukuk fakültelerinin sayısı bugün 120 civarında olup, 80 e yakını eğitim vermektedir. Maalesef bir veya iki tane profesör kadrosuyla eğitim veren Hukuk Fakülteleri bulunmaktadır. Hali hazırda 25 bin civarında avukat stajyeri, 80 binin üzerinde hukuk fakültesi öğrencisi bulunmakla, bu öğrencilerin hangi eğitim kalitesi ile mezun oldukları, ilkeleri üzerine yemin edilen bir mesleğe dahil olmaya hazır olup olmadıkları, nerede ve nasıl istihdam edilecekleri hususları birer muammadır.
Hakim, savcı alımlarında liyakat sistemine önem verilmeli, sınavda üstün başarı gösteren adayların yargıya ve adliyeye olan güveni sarsmamak adına, akıllarda soru işareti bırakacak şekilde sübjektif mülakatlarla başarısız olmalarının önüne geçilmelidir. Sav, savunma ve karar makamlarının birbirlerinin ita amiri olmadığı, birbirlerine üstünlükleri olmadığı unutulmamalı, avukatların yargıda bir ayak bağı değil yargının olmazsa olmazı olduğunun, adil bir sistemin asli unsuru olduğunun herkesçe içselleştirilmesi sağlanmalıdır.
İnsan hakları ve demokrasiyi değil, yanlış da olsa devlet menfaatlerini korumaya odaklanmış bürokratik anlayışın yargıyı etkisi altına almasına izin verilmemeli ve yargının tek etki alanının evrensel hukuk ilkelerinin olması sağlanmalıdır. Ancak bu şekilde, devletinde menfaati korunmuş olur.

Değerli Konuklar;

Mülkün temelinin adalet olduğunu devlet fel­sefesi yapmış bir ge­lenekten geliyoruz. "Mahke­me kadıya mülk değildir" sözü de aynı gelenek ve algının so­nucudur. Sürekli olanın yar­gı ve hukuk, hukukçuların ise dönemsel olduğunu anlatmak için kullanırız. Devlete güven­le yargıya ve hukuka güven ayrılmaz ikilidir. Hukuk ve yargıya güvensizlik gerçek­te devlete güvensizlik anlamı­na gelmektedir.

Uzayan davalar, İş yükü, kadro eksikliği ve diğer ma­zeretler, hukukun ve yargı­nın kamusal alan dışına çıka­rılmasını hiçbir şekilde mazur gösteremez. Zayıfın ve haklı­nın arkasında hissetmek iste­diği devletin yargı alanının bo­şaltılması, halkın gönül def­terinden silinmesine neden olacağı unutulmamalıdır. Uzayan yargı, geci­ken adaletin sorumlusu olarak devleti göstermek, yargının özelleştirilmesini mutluluk re­çetesi olarak sunmak son derece tehlikelidir.

Yargısal terminolojide; ‘hak, yükümlülük, borç, hukuk ve adalet’ gibi hukuk kavramla­rının yerini; ‘ihtiyaç, menfa­at, risk, taviz, kazanım, karlılık’ gibi ti­cari kavramların alması, çok övülen ve yargısal mucize olarak takdim edilen çözüm yollarının kısa vade­li sonuçları, ekonomik liberalizmin hukuk ve yargısal yansımasından başka bir şey değildir.

Liberal kapitalizmin piya­sa ekonomisini, her derde der­man postmodern Lokman He­kim reçetesi olarak kutsamak, kamusal yargıya da tehlikeli bir tasfiyeci mantıkla yaklaşmak­ demektir.

Türk halkı dava konusu yap­tığı hukuki ihtilafın devle­tin yargıcı tarafından mahke­mece çözümlenmesini ister. Her dereceden yargı organları­nın kamusal güvencesi altında adil sonuç bekler. Yargı önüne ‘hak’ aramak için gidilir, mah­kemeden; adil yargılama sonu­cu ortaya çıkacak olan ‘hakkın tes­lim edilmesi’ istenir. Bu ne­denle, mülke olan güvenin sarsılmadan sürdürülebilmesi için yargılama faaliyetinin ka­musallığını ve tarafsızlığını yi­tirmemesi, zayıfı kollayan ka­musal güven alanının dışına çıkarılmaması gerekir.

Unutulmamalıdır ki; toplumda en büyük güveni; her şeyin sonunda adil bir yargılama ve tarafsız bir mahkemenin bulunabileceği, adaletle muamele görüleceği inancı sağlar. Adil bir mahkemenin ilk şartı da; o mahkemede, hakları güvence altına alınmış bağımsız avukatların bulunması ve yargıçlık teminatıdır
Hukukun üstünlüğü endeksinde dünyada 113 ülke arasında 103. sıraya gerileyen ülkemizi bu sıralamada hak ettiği yere getirmek için sav, savunma ve kararın el birliği ile çalışması gerekmektedir. İşimiz zor, yolumuz çetindir. Gerek devlet ve gerekse toplum olarak hukuk devleti kavramını ve hukukun üstünlüğü ilkesini, çağa yakışır bir anlamda kavramamız gerekmektedir.

Bu olumsuz tabloya karşın, yapılması planlanan güzel işleri de görmezlikten gelmiyorum. Adalet Bakanımız Sayın Abdülhamit GÜL' ün bir hukukçu ve daha da önemlisi koridor avukatlığından geliyor olması, Ankara'da yaptığımız görüşmede dertlerimizin farkında olduğunu belirtmesi ise; sorunların zaman içinde giderileceği yönünde ümitlenmeme sebep olmaktadır.

Bizler bu süreçte; avukatlık yeminimizin belkemiğini oluşturan hukukun üstünlüğü ilkesine olan sarsılmaz inancımızla, hak ve adaletin gerçekleşmesine hizmet etmekten vazgeçmeden, demokrasiye, laik Cumhuriyete, hukuk devletine, bağımsız yargıya ve bağımsız savunmaya inanan avukatlar olarak, yılgınlık göstermeden, göz önünde bir iş icra ettiğimizi unutmadan, topluma örnek olarak, milli birlik ve beraberliğimizi hedef alan her tür yapılanmaya da fikren ve fiilen karşı olduğumuz yönündeki duruşumuzu ve çabamızı inançla sürdüreceğiz.

Değerli Konuklar;

Sözlerime son verirken; Adalete ve hukuka duyulan güvenin artacağı, hukukun üstün olacağı, insan hak ve özgürlüklerinin arzulanan seviyeye geldiği ve tüm yurttaşların bundan eşit olarak nasibini aldığı, demokrasinin temel ilkelerinin hüküm sürdüğü, hiçbir siyasi veya ekonomik menfaatin insan yaşamından daha değerli olmadığının idrakine varıldığı, hukukun içselleştirebildiği, İçimizdeki vicdan ve adalet duygusunu kaybetmeden, kardeşçe, barış içinde yaşamamız dileği ile tüm meslektaşlarımın 5 Nisan Avukatlar Gününü tekrar kutlar, katılımınız için de siz değerli konuklarımıza teşekkür ederim.

Av.Ahmet ATAM

Kütahya Baro Başkanı

22.05.2019
AV. AHMET ATAM
BARO BAŞKANI

BARO LEVHASI


© Web sitesi hizmeti Türkiye Barolar Birliği tarafından verilmektedir.